Yapay Zekâ, Dijital Medya Ekiplerinin Yerini Alır mı?
Yapay zekânın medya üretiminde bu kadar görünür hale gelmesiyle birlikte en sık sorulan sorulardan biri şu oldu:
“Bu gidişle dijital medya ekiplerine hâlâ ihtiyaç olacak mı?”
Metin yazabilen, görsel üretebilen, video kurgulayabilen ve hatta raporlayabilen yapay zekâ araçları; özellikle dijital medya alanında çalışan ekiplerde ciddi bir tedirginlik yarattı. Ancak sahadaki tabloya yakından bakıldığında, mesele “yerini almak” kadar basit değil.
Asıl soru şu olmalı: Yapay zekâ, dijital medya ekiplerinin hangi işlerini değiştiriyor, hangi alanlarda hâlâ yetersiz kalıyor?
Dijital medya ekiplerinin büyük bir kısmı zamanının önemli bölümünü tekrar eden işlere harcıyor. İçerik varyasyonları üretmek, basit raporlar hazırlamak, metin taslakları oluşturmak gibi işler; yaratıcı enerjiyi tüketen ama stratejik değeri düşük süreçlerdir. Yapay zekâ tam olarak bu noktada devreye giriyor.
Bu tür operasyonel yükler yapay zekâ ile azaldığında ekiplerin önünde önemli bir fırsat ortaya çıkıyor: Düşünmek için zaman.
Strateji üretmek, içeriklerin neden çalıştığını anlamak, marka dili üzerine kafa yormak ve karar almak… Yapay zekânın asıl katkısı, ekipleri bu alanlara yönlendirmesidir.
Ancak yapay zekânın sınırları da nettir. Marka sezgisi, bağlam okuma, kültürel tonlama ve empati gerektiren konular hâlâ insan dokunuşuna ihtiyaç duyar. Dijital medya yalnızca içerik üretmekten ibaret değildir; markanın kimliğini korumak ve geliştirmekle ilgilidir. Bu alan, tamamen otomatikleşmeye uygun değildir.
İzmir’de dijital medyada güçlü işler çıkaran ekiplerin ortak noktası, yapay zekâyı bir tehdit olarak değil; bir hızlandırıcı olarak görmeleridir. Yapay zekâ ekiplerin yerini almıyor, ekiplerin rolünü değiştiriyor. Daha az üretim işçisi, daha fazla karar verici ve yorumlayıcı bir yapı ortaya çıkıyor.
Asıl risk, yapay zekâyı ekiplerin yerine koymaya çalışmaktır. Bu yaklaşım kısa vadede maliyet avantajı gibi görünse de uzun vadede markayı sıradanlaştırır. Çünkü yapay zekâ, yönlendirilmediğinde ortalamayı üretir. Farkı yaratan ise hâlâ insandır.
Ajans tarafında da benzer bir dönüşüm yaşanıyor. Yapay zekâ destekli ajanslar, daha küçük ekiplerle daha fazla üretim yapabiliyor. Ancak bu ajansları güçlü kılan şey ekip sayısının azalması değil; ekiplerin daha stratejik konumlanmasıdır. Yapay zekâ burada boşluğu dolduran değil, çarpanı artıran bir rol üstlenir.
Dijital medya ekiplerinin geleceği, üretmekten çok yönetmeye doğru evriliyor. İçeriği, süreci, veriyi ve yapay zekâyı birlikte yöneten ekipler öne çıkıyor. Bu dönüşüme ayak uyduramayan ekipler için risk oluşurken, uyum sağlayanlar için ciddi bir avantaj doğuyor.
Sonuç olarak yapay zekâ, dijital medya ekiplerinin yerini almak için değil; onları dönüştürmek için geliyor. Bu dönüşümü tehdit olarak görenler geride kalırken, süreci doğru okuyan ekipler daha güçlü bir konuma geçiyor.